7 Ağustos 2012 Salı

Uykusuzluk çaredir bazen, bazen ölümdür çare.

Ellerimi bağlayıp sararmış kırgınlığıma
geçip gitmeni seyrediyorum
hayatımın sürgün yanlarından.
Sol yanımı firar ettiriyorum,
sensiz uyanılacak sonbaharlara.

Dün oluyor sonra
sensizliğime kapaklanan ellerin,
sarılıyor bedenim ölü düşüne.
Sen giderken tam da bu sırada
gök yarılıyor yağıyor gün,
gece döllüyor.
Cehennemi sarıyorlar gölgeme,
ardımdan peydahlanıyor yokluklar,
cansız bedenler dökülüyor önüme.
Saçak sevdalara konu oluyorum kimsesiz
yalnız sevdadan ölünmez diyorlar,
hastalığımda sen yaralısın, bilmiyorlar.

Kuşlar dönüyor göç yollardan,
ağaçlar yaprak topluyor,
yağmur buluta dökülüyor,
toprak geri veriyor aldıklarını,
yelkovan akrep karşılıyor,
kitaplar son sayfadan geri sayıyor,
seneler çentik siliyor,
terse sarıyor film şeridim.
Hikayem sorgulanıyor
kelimeler karamsar hayaller çatışık
bir şeyler konuşuluyor anlatılıyor bir şeyler
susmak düşüyor payıma sensizlikten.
alnıma terk edilmiş yazım
Tanrı aç bırakıyor nitrozamin barındıran ruhumu
geri dönülemeyecek yollar çiziliyor silbaştan
eksik olduğun maviler akıtılıyor
Nasıl geldiğimi bilemediğim hayata
sensiz!
nasıl öleceğimi anlatıyorum aslında.